İnsanlar tarih boyunca "Evrende gördüğüm canlı-cansız herşey nasıl var oldu?", "Ben kimim ve nereden geldim?" gibi sorulara cevap aramışlardır. Bu konularda felsefi yorumlar yapmış, kendilerince türlü türlü fikirler üretmişlerdir. Oysa bu soruların, uzun araştırmalar gerektirmeyen, çok açık ve kesin bir cevabı vardır. Kendi bedeninden başlayarak, tüm evrende var olan canlı ve cansız varlıkları hiçbir önyargı taşımadan inceleyen her insan, tüm kainatın çok üstün bir güce, akla ve ilme sahip bir Yaratıcı tarafından yaratıldığını görecektir. Üzerinde yaşadığı gezegenle bedeni arasındaki kusursuz uyumdan uzaydaki galaksiler, yıldızlar ve tüm diğer gökcisimleri arasındaki dengeye, yaşamak için ihtiyaç duyduğu suyun yeryüzüne bol miktarda yerleştirilmiş olmasından çevresindeki rengarenk dünyaya, olağanüstü güzellikteki canlılara kadar her detay merhametli ve koruyucu olan bir Yaratıcı'nın varlığını açıkça gösterir.

O üstün Yaratıcı, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah'tır. Nitekim Allah, insanın biraz düşünerek bulabileceği Yaratılış Gerçeğini, kendileri arasından seçtiği elçileri aracılığı ile de tüm insanlara bildirmiştir. Ne var ki, tarih boyunca birçok insan kendilerine anlatılan gerçekleri inkar etmişler, önlerine Allah'ın varlığı ile ilgili bütün deliller konduğu, hatta Allah kimi zaman onlara apaçık mucizelerini gösterdiği halde, Allah'ın varlığını inkarda diretmişlerdir. Allah, son vahyi olan Kuran'da bu tür insanların varlığını şöyle bildirir:

Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler, ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? Biz onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terk ederiz. Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (En'am Suresi, 109-111)

Diğer bir grup insan ise, Allah'ın varlığını sözle kabul ettiklerini söyleseler bile, davranışlarından O'nun gücünü, sonsuz kudretini takdir edemedikleri anlaşılmıştır. Allah'ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu bildikleri halde bu insanlar, elçiler vasıtasıyla tebliğ edilen gerçekleri reddetmişler ve onlardan yüz çevirmişlerdir. Allah, bu tür insanların içinde bulundukları ruh halini de Kuran'da haber vermiştir:

O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız. O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız? Hayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler. Dediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz?" "Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir." De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?" De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor." "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar. (Mü'minun Suresi, 78-90)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, bu insanlar Allah'ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu bildikleri, göklerin ve yerin Hakimi'nin Allah olduğunu tasdik ettikleri halde dini inkar etmektedirler. Allah'ın elçileri vasıtasıyla bildirdiği diriliş gününün ve ahiretin varlığını reddetmekte, hatta bu gerçekleri geçmişten gelen bir "masal" olarak gördüklerini söylemektedirler.
Peki bu insanlar Allah'ın varlığının delillerini gördükleri ve dilleriyle de açıkça ikrar ettikleri halde nasıl hala ısrarla inkarlarını sürdürebilmektedirler?

İşte bu sorunun cevabı da yukarıdaki ayette verilmektedir: Allah bu insanlara "öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" diye seslenerek, onların "büyülenmiş" insanlar olduklarına, yani adeta bir büyünün etkisi altındaymış gibi davrandıklarına dikkat çekmektedir.

Peki birtakım insanlar neden hem kendilerini hem de diğer insanları böyle gerçek dışı telkinlerle ve büyü yöntemleriyle kandırmaya çalışmaktadır?

Allah'ın varlığına ve sonsuz gücüne iman eden, bu gerçeği anlamazlıktan gelmeye çalışmayan bir kişi aynı zamanda Allah'a karşı sorumlu olduğunun da bilincine varır. Allah her insan gibi kendisini de yoktan var etmiş ve evrendeki pek çok şeyi de onun hizmetine vermiştir. Doğumunun, hayatının ve ölümünün Allah'ın gücü ve iradesi altında olduğunu kavrayan insan, tüm hayatını, kendisini yoktan yaratarak sayısız nimetle nimetlendiren Yaratıcısı'nı hoşnut etmek için geçirmelidir.

İnkar edenler ise kibirlerinden dolayı Allah'a boyun eğmeyi, O'nun hoşnutluğunu aramayı, Allah'ın emir ve yasaklarını dinlemeyi bir türlü kabullenemezler. Onlar, başıboş olmayı, hiçbir güce itaat etmemeyi kendilerine ilke edinmişlerdir ve bu, onların inkara yönelmelerine neden olur. Allah "İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet Suresi, 36) ayetiyle insanların bu özelliklerine dikkat çekmiştir. Allah bir başka ayetinde ise insanların gerçekleri anladıkları halde, kibirlerinden dolayı inkar ettiklerini şöyle bildirmiştir:

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)

İnkarcıların İnkarlarını Destekleyebilecek Bir Delil Arayışları

İnsanoğlu yeryüzünde yaşamaya başladığından bu yana, insanların büyük bir bölümü Allah'ın varlığını yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı inkar etmiştir. Bu nedenle de her zaman için inkarlarını destekleyebilecek deliller aramışlar, ancak Allah'ın varlığının çok açık olan delilleri karşısında bunu başaramamışlardır.

19. yüzyıla gelindiğinde ise, dini inkar eden ve kendini Yaratıcısı'na karşı sorumlu görmeme isteği ile dolu olan bir insan, inkarcıların üzerinde adeta büyü etkisi oluşturan bir iddia ile ortaya çıkmıştır. İşte bu kişi, amatör bir biyolog olan Charles Darwin'dir. Darwin, 19. yüzyılın ilkel bilim seviyesi ile, canlıların kökeni konusunda Yaratılış Gerçeğini inkar eden bazı tutarsız fikirler öne sürmüştür. Bu fikirleri ilk olarak Türlerin Kökeni isimli kitabında biraraya getirerek, "evrim teorisi"ni ortaya atmıştır.

Aslında Charles Darwin'in ortaya attığı evrim teorisinin kökeni eski çağlara kadar uzanır. Eski Yunan'daki ateist felsefecilerin çoğu evrim fikrini savunmuşlardır. Ancak Allah'ın varlığına inanan ve tüm evreni Allah'ın yarattığı gerçeğini kabul eden bilim adamları sayesinde, bu ateist felsefecilerin düşünceleri son derece sönük ve etkisiz kalmıştır. Ancak 19. yüzyılda Allah'ın varlığını inkar eden ve maddenin mutlak olduğunu iddia eden materyalist düşüncenin ön plana çıkması ile evrim düşüncesi de tekrar canlandırılmıştır.


Darwin'in birtakım asılsız varsayımlara dayandırdığı bu teorisi ile inkarcılar, kendilerince batıl fikirlerini savunabilecekleri ve sözde bilimsel bir zemine oturtabilecekleri bir malzeme sağlamışlardır. Peki nedir inkarcıları kendilerine bu kadar bağlı kılan bu teorinin iddiaları?

Evrim teorisi özetle, cansız maddelerin rastlantılar sonucunda biraraya geldiklerini ve ardından da kendi kendilerini organize ederek canlılığı meydana getirdiklerini iddia eder. Tesadüfler sonucunda meydana gelen bu canlılar doğa şartlarının sonucunda değişimlere uğrayarak birbirlerinden türemişlerdir. Bu iddiaya göre canlıları bir Yaratıcı yaratmamıştır.

İşte bazı kişilerin Darwin'in evrim teorisine bu kadar rağbet göstermelerinin nedeni, canlılığın oluşumunu bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmeden açıkladığına inanmalarıdır. Evrim teorisi, -bu ideolojik hedefi gözardı edildiğinde ve sadece bilimsel ve objektif bir gözle değerlendirildiğinde- hem bilime, hem de akla ve mantığa son derece aykırı bir düşüncedir. Evrim teorisinin iddialarına günümüze kadar bir tek bilimsel kanıt getirilememiştir. Bunun yanısıra canlılığın kökeni ile ilgili mevcut verilerin tamamı evrim teorisini yalanlar niteliktedir. Hatta günümüzde bilimin ulaştığı son noktada, canlılığın son derece karmaşık olan yapısı bütün ihtişamı ile gözler önüne serilmiştir. Günümüz bilim çevrelerinin de onayladığı bu gerçek, canlılığın tesadüfen oluşmasının kesinlikle imkansız olduğu, canlıların ancak çok üstün bir tasarımın eseri olabileceği, her varlıkta kusursuz bir plan ve tasarım olduğu gerçeğidir.

Ne var ki her geçen gün evrim teorisinin geçersizliğini ispatlayan yeni bir bulgu ortaya çıkmasına rağmen, evrim teorisinin bağlıları teorilerinden bir türlü vazgeçmemekte, hatta teorilerine karşı son derece fanatik bir bağlılık sergilemektedirler. Bunun nedeni ise daha önce de belirttiğimiz gibi bu teorinin ateistlere ve materyalist bir görüşe sahip olanlara Allah'ın varlığını inkarda sözde "bilimsel" bir dayanak sağlamasıdır. Bu nedenle Darwinistler, her ne pahasına olursa olsun, bilimi dahi gözden çıkararak, teorilerine sımsıkı sarılacaklarına dair adeta bir söz vermişlerdir. Ve bu sözlerinden dönmeme konusunda da son derece kararlıdırlar.

Ünlü İngiliz zoolog ve evrimci D.M.S. Watson evrimcilerin ellerinde teorilerinin gerçekleştiğine dair en ufak bir delilleri olmamasına rağmen, neden hala ısrarla bunu savunduklarını şöyle açıklamıştır:

Evrim Teorisi'nin yaygın kabul gören bir teori olmasının nedeni bu teoriyi ispatlayacak yeterli delilin var olması değil, ancak diğer alternatifin yani doğaüstü yaratılışın tümüyle kabul edilemez olmasıdır.1

Sidney Üniversitesi antropologlarından evrimci Dr. Michael Walker ise aynı konuda şöyle der:

Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin'in teorisine onay veriyor olmalarının tek nedeninin, bu teorinin Yaratıcı'nın varlığını reddetmesi olduğunu kabul etmek zorundayız.2

Evrimcilerin kendi itiraflarında da görüldüğü gibi, Darwin'in evrim teorisine bu kadar bağlı olmalarının tek nedeni vardır; o da, bu teorinin Allah'ın varlığını inkar ediyor olmasıdır. Ancak insanların tüm bilimsel deliller aksini göstermesine rağmen evrim teorisini kabul edebilmeleri için evrimcilerin ciddi bir çaba sarf etmeleri gerekir. Çünkü bilim, evrimi kabul etmemektedir. Akıl ve vicdanla bakıldığı zaman da evrimin ne denli büyük bir safsata olduğu hemen anlaşılmaktadır. İşte "Darwinizm büyüsü" bu noktada başlar.

Evrimcilerin yapmaları gereken, gerçek olmayan bir teoriyi insanlara gerçekmiş gibi göstermektir. Bunun için adeta usta bir büyücü gibi çalışırlar ve tüm maharetlerini göstererek, insanların Darwinizm'den kopmamaları için her türlü yolu denerler. İnsanları inanılmayacak şeylere inandırmaya, onlara düşünülmeyecek şeyleri düşündürtmeye, söylenmeyecek şeyleri söyletmeye çalışırlar. Bu büyünün etkisi altına giren insanlar ise bir süre sonra apaçık gerçekleri fark edemez hale gelirler.

Aslında bu tür "büyülenme" örnekleri tarih boyunca pek çok kez yaşanmıştır. Geçmişte de –farklı şartlar altında olsa dahi- inkarcı insanlar kendilerine elçilerin ve salih müminlerin gösterdikleri yaratılışa dair her türlü delili görmezlikten ve anlamazlıktan gelmeye çalışmışlardır. Allah, günümüzdeki örnekleriyle benzerlik gösteren bu insanların durumunu Kuran'da şu ayetleriyle haber vermiştir:

Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik. Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi. Böylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız. Onlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir. Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de, Mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 10-15)

İşte günümüzün "büyülenmiş topluluk"larının başında, Darwinizm'e inananlar gelmektedir. Yaratılışa karşı inkarcıların öne sürdükleri evrim safsatası tüm dünyada bir gerçekmiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. İnsanlar toplu telkinlerle, verilen yanlış bilgilerle adeta "büyülenmekte", gerçekleri göremez hale getirilmektedir. Bu durum karşısında Yaratılış Gerçeğini tasdik eden, vicdanlı insanlara düşen görev bu büyüleri ortadan kaldırmaya çalışmak ve insanları doğruya davet etmektir. Kuşkusuz doğru olan yol, göklerin ve yerin Yaratıcısı olan Allah'ın yoludur:

Gerçekten Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru olan yol işte budur. (Al-i İmran Suresi, 51)

1-D.M.S. Watson, "Adaptation", Nature, sayı 124, s. 233
2- Dr. Michael Walker, Quadrant, Ekim1982, s.44

 

 

Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı
ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.

YAZAR HAKKINDA SİTE HAKKINDA ARKADAŞINA ÖNER SİTEYE ÜYE OL

TÜRKÇE KURAN-I KERİM
BİZE DESTEK OLUN
KİTAPLAR FİLMLER
MAKALELER DİĞER SİTELER